Kayıt Ol
 

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - melih demirtaş

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Arabesk / Kamuran Akkor - Beni Kaybettin Artık
« : 13 Ağustos 2019, 09:11:34 »

2
Müzik / Ayla Celik - Daha Bi' Aşık
« : 13 Ağustos 2019, 00:38:51 »

3
Müzik / Ersay Üner - Nokta
« : 13 Ağustos 2019, 00:36:46 »

4
Genel Forum / Ynt: muhteşem müzik
« : 12 Ağustos 2019, 20:12:16 »
:)

5
Tv / En çok izlediğim tv kanalları
« : 05 Ağustos 2019, 20:35:42 »
dmax,   trtbelgesel ,  trt2 ,  halk tv,  tv100, park tv , haberturkte ki teketek bilim ve müzik kanalları


siz  hangi kanalları izliyorsunuz.....

6
Spor / Hangi takımı tutuyorsunuz
« : 05 Ağustos 2019, 20:32:04 »
BEN FENERBAHÇE  :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :D :P :P :P :P

7
Müzik / güzel şarkı
« : 05 Ağustos 2019, 20:29:57 »
&

8
Komedi / gülmekten öldüm
« : 05 Ağustos 2019, 20:27:09 »

9
Hobi / herkes hobisini yassın
« : 05 Ağustos 2019, 20:24:48 »
benim hobim webmaster  ya sizinki  :) ;) :D ;D >:( :( :o 8) ??? ::) :P :-X :-\

10
Din / huzur islamda
« : 05 Ağustos 2019, 20:21:34 »
bunu anlamak için zeki olmak gerekiyor tabi  :)

11
Genel Forum / Tanrı’nın Evi Beyindir.
« : 05 Mart 2019, 17:12:49 »



Tanrı kimdir? Nerededir? Ve Nasıl Var oldu? İnsanoğlu binlerce sene bu sorunun cevabını bulmak için bir çok yol denedi. Bu soruya kendi kafasında bulduğu ve bir süre sonra kendi kafasında oluşturduğu bazı kavramlara tapınmaya başladı. Arkeolojik kazıla da birçok inanış ve tanrı olduğu meydana çıkmıştır. Unutmayalım ki her inanışa göre kendi inancı yüzde yüz doğrudur.
İnsanlık şöyle etrafına baktı. İlk kendinden güçlü hayvanları gördü ve de onlara tanrı dedi. Sonra baktı ki, hayvanlarda ne kadar güçlü olursa olsunlar ya da farklı cins tarafından öldürülüyor ya da başka şekillerde tabiat gereği ölüyorlardı.
İnsan da bu defa şu şekilde düşündü; Beni yaratan ile bunları yaratan aynı şey değilse bile özellikle beni yaratan bu şekilde ölmemeli dedi. Bu defa toprağı görüyor ve diyor ki, bütün ölenler toprakta kalıyor ve de bize bütün yiyecekleri toprak sağlıyor o halde tanrı topraktır dedi. Bir süre sonra yanardağ patlamaları oluyor ve insanın düşüncesi değişiyordu.  Beni yaratan tanrı yanmamalı ama toprak benim tanrım olamaz. Toprağı lavlarla yakan yanardağa tapınmaya başlıyorlar. Kurbanlar ve adaklar adarcasına. Sonra bir yağmur başlıyor daha sonra fırtına. Yanardağlar ve volkanlar sönüyordu. İnsan fikrini tekrar değiştirmişti.
Yıldırımların gücüne hayretler içerisinde bakan insanoğlu kendi beyninde “bunu yapan bir tanrı olmalı” diye düşünüyordu. Ve adına ZEUS diyordu. Yıllarca birçok mitolojik hikâyede tanrılar insanüstü ve doğaüstü canlı olarak tanımlandı. Bütün bunlar insanoğlunun çevresindekileri kavrama, düşünme ve anlama amaçlı ürettiği tabulardır.
İlk insana bir mantık yürütüp Adem ve Havva’yı bulan insan. Yıllarca farklı farklı dinlerde farklı tanrılara inanmışlardır.
Yıllarca hızlı şekilde gelişen bilim bir çok tanrıya bilimsel açıklamalar getirerek bu tanrının tanrılık vasfını elinden almıştır. Tanrı var mıdır? Yoksa bütün bunlar teknolojinin yetersizliğinden ulaşamadığımız doğal olaylar mıdır? Bilemiyorum ama şu bir gerçektir ki. Tanrı eğer varsa, o tanrı insan beyninden başka hiçbir yerde bu kadar rahat yaşayamaz. Bu günlük yazımız bu kadar iyi günler


12
Genel Forum / Hırs ve Kibir
« : 05 Mart 2019, 15:48:28 »



Hırs ve kibir bir çok kişinin farkında olmadan ya da farkında olduğu halde davranışlarına yansıtarak yanında gezdirdiği 2 amansız düşman gibidir. Psikolojik notlara baktığımızda daha çok eğitimsiz ve kültürü daha düşük toplumlarda parası ve de sahip olduğu maddi ve manevi olanaklarla kendi yaşamış olduğu toplum içerisinde sivrilen insanlarda (kişilerde) gözlemlenir. Peki, hırs ve de kibir neden biz insanlara (kişilere) düşmandır? Aslında bunun bir çok cevabı vardır ancak bu 2 düşman sadece bir insanlara değil çevremizdeki canlılara da (hayvan ve bitkiler)  zarar vermektedir. Mesela, bir kasap daha da fazla para kazanma hırsı ile daha fazla talep çekme doğrultusunda girdiği kampanyalar ile daha fazla hayvanın ölümüne yol açabilmektedir. Başka bir örnekle daha fazla para kazanmak için bir çiçekçi daha fazla bitkiyi öldürebiliyor. Bu gezegende yaşamamızın bazı kuralları olduğu açık ve net bir şekilde olarak ortadadır. Kendi yaşamsal faaliyetlerimiz ve bu yaşamsal faaliyetlerimizin standartların üzerine çıkarmaya çalıştığımız zaman biz insanlar ve doğada bulunan bütün canlılar için büyük tehlikeler taşımaktadırlar.
İnsanlar inanılmaz derecede hırslı olabiliyorken, öyle ki insan kendiside dâhil sayısızca canlının (hayvan ve bitkinin)  yaşam alanlarını daraltıp yaşamlarını sonlandırabiliyoruz. Peki, hırsı oluşturan en büyük etkenler nelerdir?
Değerli okurlarım hırsı oluşturan en büyük etken her zaman olduğu gibi insandaki “daha fazlasının olması” mantığı ve düşüncesidir. Bu düşüncenin ve bu mantığımızın önüne geçebiliyorsak işte o zaman gerçekten medeni ve uygar bir bir toplum olmuşuz demektir.
Kibir için öncelik ile şunu belirtmek isterim insandaki hırstan ve cehaletten beslenen ve sonuçları bazen ölüme kadar gidebilen davranış ve bir düşünce şeklidir. Kendini yaşadığı toplumdan üstün görmek ya da toplumdaki belirli kişilerden daha üst düzey de görme halidir. Kibir hırsla doğar ve cehalet ile yoluna devam eder.
Eğitim sisteminin neredeyse %55’ıini oluşturan aile faktörünün sağladığı eğitim üst seviyesi bir çok alanda toplumumuzda fiyaskoya dönüşmüştür. Kadınların hor görülmesi bunlardan yalnızca bir tanesidir olmaktadır. Aslında bebek doğumundan dokuz yaşına kadar aileden örnekler alarak kendisini besler, hırs ve kibir hatta cehalet bile bu yaşlarda başlamaktadır. Anne öğrenirse öğrendiğini çocuğuna öğretebilir. Bir toplumu bitirmenin en keskin yolu kadınların eğitim almalarının önüne geçmek. Şu anda ülkemizde bu plan ve de düşünce sistemi uygulanmaktadır. Ülkemiz de hızla cahil ve kibirli bireyler yetiştirilmektedir, çünkü kadınlarımız yıllarca “kız çocukları okutulmaz günahtır” gibi safsatalarla aldatılmıştır ve yobazlaştırılmıştır. Kadın kendisi cahil ne öğretsin çocuğuna, çocuğu cahil ne öğretsin evladına. Bu sistem bu şekilde sürdüğü sürece toplum ve insanlık hiçbir şekilde gelişmez.
Peki, toplumun ve insanların gelişmesi için ne yapmalıyız? Bunun iki büyük adımı var, ilk adım başınızdaki cahil siyasetçileri def edeceksiniz. Daha sonraki adım ise çocuklarınızı kız ya da erkek ayrımı gözetmeden bilim ve sanat yönlendireceksiniz. Karakterleri oturmamış ve her izlediği sinema ya da diziye göre karakteri şekil değiştiren insanlar, dünyanın en tehlikeli ve en kötü insanlarıdır. Bu tür bireyler ve insanlar kendilerinden önceki kuşak gibi cahil, kibirli ve hırslıdır, çünkü o tür insanlar sadece ailelerini taklit ederler.


13
Genel Forum / Aşk Yakınlaşma İster
« : 05 Mart 2019, 14:59:40 »


Merhaba değerli okurlarımız, bu makalemizde sizlere aşkın kimyası ve de gereksinimlerinden anlatmak istiyoruz. Aslında aşkı özlerken o içimizde ki çağlayan duyguları, gördüğümüz renkleri daha da bir renkli oluşunu, çektiğimiz nefesimizin daha bir içimize sindiğini hissetmeyi özlemiyor muyuz?  Gerçekten de yaşamı hissettiğimiz için seviyoruz aslında aşkı, biraz da cesaret edip ona yaklaşamıyoruz. Yaşanması anları teğet geçerek uzaklaşıyor. Alıştığımız sıradanlıktan, kontrolü yitirmekten korkmaktayız belki de…
Tabii ki kaçmak için de binlerce neden sıralamak mümkündür. Fakat bazen de ne yapsak kaçamıyoruz. Peki, o kadar insanlar arasından neden o kişiye çekiliyoruz? İki kişi arasında gerçekleşen etkileşimin asıl kaynağı nedir? Bu çekim nasıl oluyor? Mevsimin ve de hava sıcaklığının etkisi ne oranda etkili? Neden o kişiye çekiliyoruz mıknatıs gibi? Aslında bunlar gibi bir çok soruyu da bu şekilde sıralayabiliriz.
Aslında sanırım bu konu tamamen evrensel yasalarla açıklanabilir. Fakat konuya mutlaka bilimsel bir açıklama getirmek gerekir ise, uzmanlar aşkın bir kimyası ve simyası olduğundan söz ediyor. Yani bildiğiniz fizik- kimya- biyoloji! 2 insan karşılaşıyor, bu 2 insanın vücut kimyasında bazı değişimler gerçekleşiyor ve de sonuçta 2 insan birbirine çekiliyor. Karşılaşılan an itibariyle karar aşaması 85 saniye ile 5 dakika içinde gerçekleşiyor!
Aşk…
Üstelik yapılan araştırmalar gösteriyor ki etkinin yüzde 49’i vücut dilinizle, yüzde 39’u sesinizin tonuyla ve sadece yüzde 8’zi onunla konuşurken seçtiğiniz kelimelerle ilgilidir!
Aşıkların zamanının yüzde 85 ı aşık oldukları kişiyi düşünmekle geçiriyor. O sırada vücutta müthiş bir kimyasal değişim yaşanıyor. Dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin hormonlarının vücutta daha çok salgılanmasıyla el içleri ısınıyor ya da terliyor, tansiyon ve de nabız yükselmektedir. Aşık olanların iştahının kesilmesinin, uykusuzluk çekmesinin, hiper aktif olmasının, konsantrasyon problemi yaşamasının sorunlarının sebebi aslında vücudun ürettiği ekstra hormonlardır!
Ancak tüm bu olan etkenlerin dışında çok önemli olan bir konu daha var: Tıpkı parmak izi gibi sadece aşık olduğumuz kişiye ait o benzersiz kokudur! Bern Üniversitesi’nden Claus Wedekind tarafından yapılan araştırmaya göre kişi karşı cinste, sadece o kadına ya da erkeğe ait olan DNA kokusunu ayırt ediyor, duyuyor, etkileniyor ve tarifsiz bir çekim hissediyor. Yani aşk için ilk kıvılcım bu şekilde etkilemiş oluyor. Böylece etkileşim içindeki çift, daha farkına bile varmadan, kokuları birbirine karışarak dans etmeye başlıyor…
Tanrı’nın insanlara tanıdığı en büyük güçlerden birisi diyebiliriz. Çünkü insanı belli başlı konularda yaydan fırlamış ok gibi hedefe doğru ilerletiyor. Hedefine sabitlenen insanlar (kişiler) güçlü bireylerdir. Ancak şunu söylemem gerekiyor. Birinden hoşlanıyorsanız aşk size daha yakındır. Sert Sedef katmanlı kabuklarınız dan kurtulmanızı ve bir miktar kendinizi dinlemenizi öneririz. Çünkü yakınlaşmadan aşk olmadığı gibi, aşk olmadan da yakınlaşma pek mümkün gibi görünmüyor. Tolerans şarttır. Bu gün ki yazımız bu kadar iyi günler dilerim.


14
Genel Forum / Alpay- Fabrika Kızı
« : 03 Mart 2019, 15:07:33 »

15
Genel Forum / Amin (Amen) Nedir? Ne İçin Kullanırız?
« : 28 Şubat 2019, 23:09:31 »





Müslümanlar, duasını tamamladıktan sonra söyler bu kelimeyi… “Amin” kelimesi ağzından çıkarken elleriyle tüm yüzünü kapatarak ve alından çeneye doğru bir sıvama hareketiyle tamamlar dini ritüelini.
Hıristiyanlarda ise parmak uçlarıyla hac işaretini yaparak dua ritüelini bitirerek “Amen” kelimesi ağzından dökülür.
Peki, ne demektir birbirine bu kadar çok benzeyen, ve anlam olarak da ayni olabileceğini düşünebileceğimiz bu dört harfli kelime?
 Acaba ettiğimiz duanın bittiğini bildirmemiz mi gerekmektedir Allaha? Sadece “bitti” dersek de olur mu?
Bu kelime bir nevi bilgisayar kodlarındaki “Giriş” komutu gibi midir? Ve ya yazılmış bir e-maili göndermeye yarayan “Gönder” düğmesi görevi mi görür? Söylenmediği takdirde dualarımız isleme sokulmayacak mıdır?
 “Bitti” veyahut “amin” demezsek Tanrı (Allah) acaba fark edemeyebilir mi dua etme işlemimizin sonlandığını?
Kuran’da da “amin” kelimesi geçer mi?
Eski Mısır Tanrısı Amon-Ra’nın bu işle bir ilgisi olabilir mi?
Sorularımızı daha da fazla uzatmadan biraz tarihe gidelim isterseniz…
M.O. 14. YY’da Mısır Tanrı Firavunlarından Amenofis (diğer adıyla Amenhotep IV) ve karisi Nefertiti, monoteizmi (tek tanrıcılık) benimser ve yeri ve göğü yaratan tek Tanrının Aton  olduğunu kabul eder. Kendi ismini de Akhenaton (Aton’un hizmetkârı) olarak değiştirir. Tarihteki ilk tek tanrı inancını icad etmesiyle bilinse de ölümünden sonra Amon rahipleri tarafından izleri büyük ölçüde silinir. Amon rahipleri bununla da kalmaz, Akhenaten’in oğlu Tutankhaten (Aten’in yasayan görüntüsü) ismini de Tutankhamun (Amun’un yasayan görüntüsü) olarak değiştirirler. Resimde Akhenaten, karisi Nefertiti ve oğlu Tutankhamun ile tek Tanrı Aton’a ibadet ederken görülürler.
Acaba Akhenaton’un izleri silinmeye çalışılmasa, şu anda okunan dua sonlarında Amin yerine Atin diyebilir miydik?
Ahkenaton’un ölümü ile Amon rahipleri tarafından en büyük Tanrı yeniden Amon olarak kabul edilir ve çok tanrılı dine dönüş yapılır. Amon’un diğer tanrılardan en büyük farkı yoktan var olmuş olması ve diğer tanrılar gibi anne babasının olmamasıdır. Amun, tanrıların kralı olarak kabul edilmiştir ve tek tanrılı dine biraz da olsa vurguda bulunmuştur. Osiris ile birlikte en çok kayda sahip olduğumuz Mısırlıların tanrısıdır.
Bölgeyi gezen Yunan tarihçileri, Amun’un kendi tanrıları Zeus’un karşılığı olduğuna karar verirdiler
Amun önem kazandıkça diğer bölgelerin Tanrılarıyla da özdeşleştirilecek ve de  nihayetinde Amun’un aslında Ra’yı da temsil ettiğine karar verilecek, adı da Amun-Ra olarak bilinmeye başlanacaktır. Ra, güneşin görünen yüzünü temsil ederken Amun ise Güneşin gizemli yüzünü temsil edecek anlamına gelmektedir.
Zamanla Isis ve Osiris önem kazandıkça Amun’un popülaritesi azalacak fakat nihayetinde onların oğulları olan Horus’la özdeşleştirilerek yeniden eski önemini korumayı başaracaktır.
Mısır dışındaki bölgelerde de Amun’a benzeyen isimlerle tapınılacak  Amen adı ise ‘Amane’, ‘Arkamane’, ‘Ammonia’, ‘Ammonite’ gibi olan formlar alacaktır. Libya’da ‘Amun’, Yunan’da ‘Ammon’ olarak tapılacak ve uğruna tapınaklar yapılmıştır. Romalılar antik Libya’daki Jupiter Amun tapınağından topladıkları ‘Amonyum Klorid’e Amun’un tuzu” diyeceklerdir. Beynimizdeki hippocampus (hafıza bölümüne) (long term memory) bölgesine sekil olarak koçboynuzunu andırdığı ve Amun tanrısının sembollerine benzediğinden “cornu ammonis” denilmiştir
Amen kelimesi İbranicede İngilizce çevirisiyle “So be it” yani  “öyle olsun” anlamında kullanılır. Tabii orijinalini yukarıda anlatıldığı üzere, Mısır’da bir zamanlar yasamış bir toplumun (Yahudiler), en büyük Tanrı kabul edilmiş olan Amen’e ibadet alışkanlıklarından kurtulamama olmaları oldukça nettir. Yahudiliğin etkileşimiyle  ve Mısır inançları senteziyle doğmuş bir din olan Hıristiyanlıkta da pek tabii “Amen” kelimesi atlanmamış, duaların sonunda ifade edilecek şekilde muhafaza edilmiştir. Hem eski Ahitte olan  (Tevratlar), hem de İncil’de ‘Amen’ sözcükleri defalarca kez kullanılmıştır. İncil’de İsa’ya karşılık gelecek şekilde “Amen” sözcükleri geçer.
Müslümanlar Namazlarının içinde defalarca kez “Amin” kelimesini kullanırlar. Dualarının ardında ve de  aralarında mutlaka “Amin” derler. Ama Müslümanların bilmediği bir noktaysa, “Amin” kelimesi Kuran’da bir kez olsun bile geçmez ve Hz. Peygamberin “Amin” kelimesini kullandığına dair hiçbir hadis rivayet edilmez. Bir sonraki namazınızı kılarken okuduğunuz Fatiha suresinin sonunda uzun uzun “Amin” çekerken eski Mısır Tanrısı olan  Amon-Ra’ya seslendiğinizi unutmayınız.


Sayfa: [1] 2 3 ... 10